TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
TMMOB
Peyzaj Mimarları Odası
UCTEA CHAMBER OF LANDSCAPE ARCHITECS
Etkinlikler


 

ANKARA‘NIN TARİHİ

Ankara‘nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar, bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin birçok medeniyete beşiklik ettiğini ortaya koymaktadır. Belgelere dayanmamakla birlikte ilk adının Galatlar tarafından `Ankara (Ancyra)` olarak verildiği ve zamanımıza kadar `Angora`, `Engürü` ve `Ankara` şeklinde değişime uğradığı tahmin edilmektedir.

Tarihi, Hitit devrine kadar takip edilebilen Ankara; daha sonra sırasıyla Frigyalılar, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar ve Selçuklular‘ın hakimiyetinde kalmıştır. 1354 yılında Orhan Gazi‘nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Ankara; 1902 yılında 5 sancak, 21 kazayı kapsamakta iken 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile sancaklar kaldırılmış, Ankara`ya bağlı olan Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancaklarına da `İl` statüsü verilmiştir.

Temsil Kurulu‘nun çalışmalarını yürütmek için karargâh olarak seçtiği Ankara`da 27 Aralık 1919‘da büyük bir coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti‘nin temellerini de burada atmıştır. 23 Nisan 1920`de kurulan TBMM Hükümetinin idare merkezi ilan edilen Ankara, 13 Ekim 1923`te çıkarılan bir kanunla da Türkiye`nin Başkenti olmuştur.

Başkent olduktan sonra hızlı bir sosyal, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel gelişime sahne olan Ankara; bugün, tüm sektörler itibarıyla kalkınmış, ülkemizin ikinci büyük metropolü haline gelmiştir.

ANKARA`NIN BAŞKENT OLUŞU

Lozan Barış Antlaşması`nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923`ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923`de İstanbul`un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul`dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara`nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923`te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM`ne verdi. İsmet Paşa, Ankara`nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan`dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa`ya göre, Ankara`nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan`da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti`ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması`yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu`nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".

İsmet Paşa`ya göre; Ankara`nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara`nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul`da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır." şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara`nın yeni Türkiye`nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye`nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu`nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.

13 Ekim 1923`te TBMM`de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli mücadele`nin başından beri uygulanan Ankara`nın İstanbul`a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.

ANKARA‘NIN COĞRAFİ DURUMU

İç Anadolu Bölgesi‘nin kuzeybatısında, 39o 57` kuzey enlemi ve 32o 53` doğu boylamı arasında bulunan Ankara`nın doğusunda Kırşehir ve Kırıkkale, batısında Bilecik-Eskişehir, kuzeyinde Çankırı, kuzeybatısında Bolu, güneyinde Konya ve Aksaray illeri yer almaktadır. Göller dışında 24.521 km²‘lik yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümü içerisinde % 3,19‘luk bir paya sahiptir.

Rakımı, ortalama 830-890 metre dolayındadır.

Dağlık ve ormanlık Kuzey Anadolu ile kurak Konya Ovası arasında yer alan Ankara, Kızılırmak ve Sakarya Nehri ve havzaları ile çevrilmiş olup, kuzey ve kuzeybatısındaki dağlar yer yer ormanlık alanlarla kaplıdır.

İlin, en yüksek noktasını 2.015 m. yüksekliğindeki Işık Dağı, en geniş ovasını 3.789 km²`lik yüzölçümü ile Polatlı Ovası, en büyük gölünü yaklaşık 490 km²`lik yüzölçümü (il içi) ile Tuz Gölü, en uzun akarsuyunu yaklaşık 151 km.lik (il içi) uzunluğu ile Sakarya Nehri, en büyük barajını 83,8 km²‘lik yüzölçümü ile Sarıyar Barajı oluşturmaktadır.

İlin barajları; Eğrekkaya, Sarıyar, Kesikköprü, Çubuk-1, Çubuk-2, Kayaş Bayındır, Kurtboğazı, Çamlıdere, Asartepe, Hirfanlı, Akyar‘dır.

İlin başlıca akarsuları; Kızılırmak, Sakarya Nehri, Ankara Çayı, Kirmir Çayı, Ova Çayı ve Balaban Çayı‘dır. Başlıca gölleri; Tuz Gölü, Mogan Gölü ve Eymir Gölü‘dür. Geniş arazi yapısı itibarıyla güneyde step, kuzeyde ılıman ve yağışlı bir iklim tipinin görüldüğü Ankara`da genel olarak yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları soğuk ve az yağışlı karasal iklim tipi görülmektedir.

ANKARA‘NIN NÜFUSU

Ankara‘nın 1927 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 404.581 iken, son 73 yılda 10 kat artarak 2000 yılında 4.007.860, 2007 yılında 4.466.756‘ya yükselmiştir. 1927-1935 döneminde ilimizin yıllık nüfus artış hızı ‰ 34,7 iken, 1990-2000 döneminde ‰ 24,4‘e düşmüştür. 1927 yılında il nüfusu ülke nüfusu içinde 0/0 3,2 lik bir paya sahip iken, 2000 yılında yaklaşık 0/0 6, 2007 yılında 0/0 6,33 lük bir paya ulaşmıştır. Nüfus yoğunluğu, 1927 yılında 16 iken 2000 yılı itibarı ile 163, 2007 yılında 182‘ye yükselmiştir.

ANKARA‘NIN İDARİ YAPISI

Son yıllarda bazı illerle birlikte İlimizin idari yapısını da önemli ölçüde değiştiren iki yasal düzenleme yürürlüğe girmiştir.

Birincisi: 23 Temmuz 2004 tarih ve 25531 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunudur. Kanunla birlikte; 15 ilçe merkezi Büyükşehir Belediyesi sınırlarına girmiş, 21 belde belediyesi ilk kademe belediyesine, 205 köy muhtarlığı ise mahalle muhtarlığına dönüşmüştür. Ayrıca, 85 orman köyü Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde kalmıştır.

İkincisi: 22 Mart 2008 tarih ve 26824 sayılı resmi gazetede yayınlanan 5747 sayılı Kanundur.

Düzenleme ile Pursaklar Beldesi ilçe haline getirilmiş olup, 36 belediyenin tüzel kişiliğine son verilmiştir. Kanun‘dan dolayı bazı ilçe sınırlarının değişmesi ilçelerdeki köy ve mahalle sayılarının da değişmesine neden olmuştur.

Yukarıdaki iki düzenleme sonrasında İlimize bağlı ilçe sayısı 25, belediye sayısı 31 (1 Büyükşehir belediyesi, 25 ilçe belediyesi, 5 ilk kademe belediyesi), mahalle sayısı 817 ve köy sayısı 661 olmuştur.

ANKARA‘NIN İKLİMİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

İklimi : İlin geniş arazisinde yer yer iklim farklılıkları görülür. Güneyde, İç Anadolu ikliminin bariz özellikleri olan step iklimi, kuzeyde ise, Karadenz ikliminin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir. kara ikliminin hüküm sürdüğü bu bölgede kış sıcaklıkları düşük, yaz ise sıcak geçer.

En sıcak ay Temmuz-Ağustos, en soğuk ay ise Ocak ayıdır.

Bölgeye düşen yağış miktarları kuzey ve güney kesimlerde farklılık gösterir. Kuzeyde Kızılcahamam ve Çubuk, Karadeniz yağış rejimi özelliğini; güney ise İç Anadolu karakterini taşır. Bölgenin yapısı gereği özellikle kış aylarında sis olayı oldukça fazla görülür ve hayatı etkiler.

İl bazında ortalama sıcaklık 10-13oC arasında, aylık ortalama yağış miktarı da 11-55 mm arasındadır. En yüksek sıcaklık değeri 41.4oC ile Sarıyar istasyonunda; en düşük sıcaklık da sıfırın altında 32.2oC ile Esenboğa istasyonunda kaydedilmiştir. Donlu günler sayısı yılda ortalama 60-117 arasında, karla örtülü günler sayısı ise yılda toplam 10-70 gün arasında değişmektedir. En yüksek kar kalınlığı 82 cm. olarak Kızılcahamam istasyonunda kaydedilmiştir.

İl merkezi ve istasyonların rüzgar durumuna genel olarak bakıldığında; hakim rüzgarın topografik yapıya bağlı olarak değişim gösterdiği açıkça görülür. Buna göre hakim rüzgar Ankara (merkez), Esenboğa, Çubuk, Ayaş ve Yenimahalle`de kuzeydoğu, Haymana (İkizce), Sincan, Dikmen ve Nallıhan`da batı, Polatlı ve Şereflikoçhisar`da kuzey, Etimesgut ve Elmadağ`da güneybatı, Kızılcahamam`da güneydoğu ve Beypazarı`nda kuzey-kuzeydoğudandır.

Kuvvetli rüzgarların görüldüğü aylar mart ve nisan aylarıdır. Ankarada tespit edilen en yüksek rüzgar hızı güne, güneydoğu yönünden 32.1 m/sn. dir

Normal şartlarda günlük olarak basıncın değerlerinde fazla değişiklik görülmez. Ancak yurdumuzu etkileyen hava kütlelerine bağlı olarak değişmeler gözlenir. Uzun yıllar değerlerine mb. ve en düşük basınç değeri 882.6 mb.dır.

Bitki Örtüsü: Etrafı dağlarla çevrili olan Ankara, kışları soğuk, yazları kurak geçen bir iklime sahiptir. En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Bu iklim şartları ve topografik yapı Ankara ve çevresinde iki ayrı bitki topluluğunun (step ve orman) gelişmesine imkan sağlamıştır. Yörede en yaygın olan bitki topluluğu step (bozkır)tir. Step bitki örtüsü az yağış alan çukur alanlarda ve platolar üzerinde yaygın haldedir. Bu bitki topluluğu içinde ağaç yok denecek kadar azdır. Genelde dikenli çalılar dikkati çeker. Bunun yanısıra akarsu boylarında sıralar halinde görülen iğde, söğüt ve kavak ağaçları step içerisinde yer alır. Step bitki örütüsünün en yaygın türlerini otlar oluşturur. Çoğu küçük boylu olan bu bitkiler birbiri yanında ve kümeler halinde toplanmıştır. Step bitki topluluğunun başlıca türlerini kısa boylu çayırlıklar, ayrıkotu, keven, sorguçotu, üzerlik otu, katırtırnağı, yabani arpa, püsküllü çayır, hardalotu, yemlikotu, yılgınotu, yavşanotu, gelincik, papatya, hatmi, kekik, sütleğen, ballıbaba, yabani gül, böğürtlen ve isimlerini sayamadığımız birçok bitki oluşturur.

Ankara çevresinde plato üzerinde yükselen münferit dağlar ile kuzeydeki dağlık sahada yağışlardaki artış yüzünden orman örtüsü kendini belli etmeye başlar. Bozkır (step) ortasında adacıklar halinde görülen ormanlar, genelde tahripten arta kalan korulardır. Bu tür ormanlarda hakim ağaç türü karaçam, ardıç ve yer yer meşedir. Kurakçıl orman deyimiyle adlandırılan bu ormanlara en güzel önreği, Beynam Ormanı oluşturmaktadır. Ankara`nın kuzeyindeki Kızılcahamam ilçesi yakınlarından başlamak üzere orman örtüsü sıklaşmaya ve gürleşmeye başlar ki, burada iğne yapraklı ağaçlar yaygın türü oluştururlar.

ALTINDAĞ‘IN TARİHÇESİ

Tarihi M.Ö 4000‘lere kadar uzanan Ankara, Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olur ve sahip olduğu manevi coğrafyanın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. Ankara‘yı Ankara yapan tüm değerler Altındağ‘dadır.

Altındağ‘ın (Eski Ankara‘nın) tarihi, Kale‘nin tarihiyle özdeş sayılır, bilinen tarihi paleolitik çağlara kadar uzanıyor. Ancak en aydınlatıcı bulgular Hititler‘den öteye gitmiyor. M.Ö. 4000- 1200 yıllarına denk gelen Hititler döneminde Ankara Kalesi‘nin İçkale bölümünün yerleşime açık olduğu biliniyor.

M.Ö. 547 yılındaki Pers egemenliğinden sonra, M.Ö. 281 yılında Galatlar‘ın eline geçen Ankara, bu dönemde kale-kent haline dönüşür. Ankara Kalesi‘nin konumu, yapılış şekli, kullanılan taşların özellikleri Galatlar tarafından inşa edildiğini gösteriyor.

Ankara, M.Ö. 25 yılında Roma topraklarına katılır, bulunduğu bölgenin başkenti niteliğini kazanır. M.S.1O yılında Hacı Bayram-ı Veli Camii‘nin bulunduğu yerde İmparator Augustus adına bir tapınak inşa edilir. Yine bu dönemde İmparator Augustus Yunan şehir devletlerini (polis) örnek alarak Ankara‘yı 12 semtten (füle) oluşan serbest bir şehir haline dönüştürür.

Ankara, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu‘nun ikiye bölünmesiyle birlikte 1O73 yılına kadar Bizanslıların yönetiminde kalır. 1073‘te kent Türkler‘in eline geçer; 1143‘te Selçuklu Sultanı 1.Mesut, 1169‘da da 2. Kılıçarslan tarafından yönetilir. İç Kale‘deki Alaaddin Camii, Samanpazarı semtindeki Arslanhane Camii Selçuklu döneminden günümüze kalan önemli eserler.

14. yüzyılda sık sık el değiştiren Ankara; İlhaniler, Eretna Beyligi, Ahiler daha sonra da Osmanlılar‘ın egemenliğine girer, 14O2‘de de ünlü Ankara Savaşı‘na sahne olur Osmanlı döneminde, önce Büyük Anadolu Eyaleti‘nin merkezi, sonra da sancak merkezi olan Ankara‘da sof yapımı, debbağlık ve kundura üretimi oldukça gelişir, ticaretin gelişmesiyle birlikte birçok han ve bedesten inşa edilir.

Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olan Ankara, sahip olduğu tarihi mirasın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. İlk yerleşim merkezi olmaya başladığı yıllardan itibaren Ankara, Altındağ bölgesinde kurulur ve gelişir. Kalesi, camileri, hanları, hamamları ve evleriyle kale ve civarında yerleşilmiş bir Anadolu kasabasıdır Ankara.

Altındağ, mimarinin yanı sıra önemli düşünürlerin, sanat adamlarının izlerini de taşır. Hacı Bayram-ı Veli, Mimar Sinan, Cenab-ı Ahmet Paşa bu önemli düşünürlerden birkaçıdır. Bu düşünürleri Altındağ bölgesi içinde somutlaştıran ve günümüze kadar ulaştıran Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Mimar Sinan‘ın izlerini taşıyan Cenab-ı Ahmet Paşa Camii en önemli eserlerdendir.

Ankara‘yı Ankara Yapan Tüm Değerlerler Altındağ‘da Altındağ dünyanın en önemli uygarlık müzelerinden olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi‘ni de içinde barındırıyor. Ayrıca Kurtuluş, Cumhuriyet, Etnografya, Gar gibi diğer önemli müzeler de Altındağ sınırları içinde yer alır.

Cumhuriyeti kuran ilk meclis ve Cumhuriyet‘in simgesi Zafer Anıtı Altındağ‘ın merkezi Ulus‘tadır.

Yüzyıllardır ayakta kalan 30‘a yakın Selçuklu ve Osmanlı dönemi camisi de tüm ihtişamlarıyla kenti süslemeyi sürdürüyor. Sulu Han ticaretiyle, Çengel Han sanayi müzesiyle, Pirinç Han ise kültür ve sanat merkezi olarak Altındağ‘a hayat veriyor; Roma Hamamı, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu sizleri Roma ve Bizans İmparatorluklarına doğru mistik bir geziye çıkarmak için bekliyor.

Ankara‘ya gelen yerli ve yabancı gezginlerin görmeden gidemeyeceği bir yer Altındağ. Kale‘ye çıkılır ve Ankara tümüyle kuşbakışı seyredilir. Kültürel ve tarihsel zenginlikleriyle, camileri, kiliseleri ve havrasıyla Altındağ, Anadolu mozaiğinin en zengin örneklerindendir.

ANKARA KALESİ

Kale‘nin yapım tarihi ile ilgili birbirinden farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre Kale‘nin yapım nedeni Arap saldırılarıdır. Bizanslılar kenti savunmak için yapmışlardır. 659 Yılında 2.Konstantin iç surları, 859‘ ise 2. Michael dış surları inşaa etmiştir. Benzer bir görüş ise Sasani istilasından sonra 651-661 yılları arasında yapıldığını savunmaktadır. Kale surlarının dip taraflarında bulunan, Roma yapılarından alınmış mermer blokların varlığı, yapının Hitit ya da Frig dönemlerinde yapılmış olduğu görüşünü ortadan kaldırmaktadır. Bu verilere dayanan araştırmacılar Ankara Kalesi‘nin 7. yy. Bizans askeri anlayışının bir sonucu olduğu görüşünde birleşmektedirler.

Günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçen Kale ovadan 850 m. yüksekliktedir. İki bölüm olan kalede 2 kuleli dış kaleden günümüze çok az şey kalmıştır. İç kale korunmuş durumdadır. 43 bin metrekare yer tutan içkale, 130x330 m. boyunda, 4 katlı, 10-16m. yüksekliğinde mermer ve Ankara taşı duvarlardan oluşmuştur. 20m. ara ile beşgen biçimli 42 kule yerleştirilmiştir. Dış sur ise kaba yapım tekniğindedir. Birbirinden 40m. uzaklıkta tekrarlanan kuleler bulunmaktadır. Dış kalenin en önemli girişi güneydeki Hisar Kapısı, iç kalenin ise ine güneyde bulunan Zindan Kapısı‘dır. Bu kapının güneydoğusunda Şarkkale, kuzedoğu köşesinde ise kalenin en yüksek noktası olan Akkale bulunmaktadır. Ankara Kalesi tarih boyunca birçok amaca yönelik olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ankara Kalesi ve çevresi, eski bir erleşim yeri

ZİNCİRLİ CAMİİ

Ulusta Anafartalar caddesinde yer alan Zincirli Camii, 1685‘te Şeıhülislam Ankaralı Mehmed Emin tarafından yaptırılmıştır. Altı kırmızı Ankara taşı, üst bölümü tuğla duvarlıdır. Boyuna dikdörtgen planlı çatılı bir yapılıdır. Minaresi kuzey batı köşededir. Temeli kesme taş, duvarları kerpiçtir. Duvarların dışı son onarımda tuğla ile kaplanmıştır...

AĞAÇAYAK CAMİİ

Ulucanlar Caddesindeki caminin 1705 tarihinde yapıldığı sanılmaktadır. Güneye doğru meyilli bir araziye yapılan Ağaçayak Camii dikdörtgen planlı, çatılı bir yapıdır. Duvarlarında su basman seviyesine kadar moloz taş onun üstünde ahşap hatıllı kerpiç kullanılmıştır. Yalnız kuzey cephesi tuğladır. Çatısı alaturka kiremit kaplıdır. Küçük minare kuzeybatı köşededir. Son cemaat yeri yoktur.

AHİ ELVAN CAMİİ

Samanpazar‘ından kaleye çıkarken yolun solunda bulunan cami 1291 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, ahşap minberi ve direkleri ile önem kazanan bir yapıdır. Son cemaat yeri yoktur. Minaresi kuzeybatı köşededir. Cami kuzeye doğru yükselen bir araziye yapılmıştır. Dıştan sade bir görünüme sahiptir. Caminin duvarları, altta iri moloz taş, gerisi kerpiç örgüdür. Yakın zamanlarda yapılan onarımlarda duvarları tuğla örgü ile kuvvetlendirilmiştir. Çatısı alaturka kiremitlidir.

KURŞUNLU CAMİİ

Anafartalar Caddesinde Altındağ Belediye Sarayı yanında yer alan Kurşunlu Cami 16 yy.‘ın ender örneklerinden biri olarak önem kazanmıştır. Kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır. Doğuya doğru yükselen bir yamaca yapılmıştır. Duvarları sıralı moloz taş örgüdür.

Kuzeydeki iki yanı kapalı son cemaat yeri önce ahşap çatılı iken 1972 yılında cami derneğince betonarme olarak kuzeye biraz daha büyütülerek yenilenmiştir. Halen son cemaat yerinin altı tuvalet, abdest alma yeri ve su deposu olarak kullanılmaktadır. Böylece kuzey taraf tamamen yeni, eserle uyum sağlamayan bir görünüm kazanmıştır. Şimdi camiye giriş eklentinin doğusundan yapılmaktadır.

HACI BAYRAM CAMİİ

Ulusta bulunan Hacı Bayram Camii Ankara için sembol olmuş yapılardan biridir. İlk yapılışı 1427/28 tarihlerindedir. Hacı Bayram Veli‘nin manevi kişiliğinde yoğunlaşan ve neredeyse bütün Anadolu‘yu kucaklayan, kendimize mahsus bir aşk buraya bambaşka bir güzellik katar. Osmanlıdan günümüze eksilmeden gelen bir ilgi ile Hacı Bayram halkın gönlünde taht kurmuştur.

Hacı Bayram Camiini aslında bir manzume saymak gerekir. Bunlar camiye bitişik Hacı Bayram Türbesi ve Osmanlı devrinde Ak Medrese adıyla eğitim kurumu olarak kullanılan Augustus Mabedi ile güneybatıda, haremlik ve selamlığı 1972 yılında cami çevresi açılırken yıkılmış zaviyedir.

CENABİ AHMET PAŞA CAMİİ

Ulucanlar Caddesinde yer alan cami 1565/66 yıllarında yaptırılmıştır. Mimar Sinan veya kalfasının, Cenabi Ahmet Paşa adına inşaa ettiği cami Altındağ‘ın en güzel camilerinden biridir. Cami, türbe, Mevlevihane ve hazireden oluşan külliyeden günümüze cami ve türbe gelebilmiştir. Külliyeye sonradan Azimi Türbesi eklenmiştir. Kuzeye doğru hafif bir meyille yükselen külliyeyi geniş bir avlu duvarı çevirmektedir. Cami avlunun güneyinde, türbe kuzey doğusunda, Mevlevihane kuzeydoğu köşede idi. Azimi Türbesi türbe ve caminin arasındadır. Caminin yanında bir de çeşme vardı.

AHİ ŞERAFEDDİN KÜLLİYESİ (ASLANHANE)

Atpazarına çıkarken Aslanhane Mahallesinde bulunan külliye meyilli bir arazide yer alır. Yapılış tarihi 13.yy.‘ın başlarıdır. Külliyenin ana yapısı camidir. Dikdörtgen planlı, çatılı, kargir yapı ahşap kuruluşu ve mihrabı ile mühim bir eserdir. Caminin kuzeybatısındaki külliyeye adını veren Aslanhane Zaviyesi harap olmuştur. Ahi Şerafeddin Türbesi zaviyenin kenarındadır. Külliyede daha başka yapıların olup olmadığını bilemiyoruz.

SULU HAN

Ulus halinin güneyinde bulunan Sulu Han iki katlı, iki avlulu, yanında arastası olan bir şehir hanıdır. Değişik zamanlarda onarım ve genişletmeler gören han bir ara çoğunluğu yıkılınca, yakın zamanda yeniden yapılırcasına yapılan onarımla şimdiki halini almıştır. Yapı moloz taş, tuğla ve kesme taşla kargiri olarak yapılmıştır.

ÇENGEL HAN

Atpazarı meydanında hanlar bölgesinde bulunan Çengel Han oldukça iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Açık avlulu dikdörtgen planlı, iki katlı bir yapıdır. Hanın inşasında kaba yonu taşı ve tuğla kullanılmıştır. İşadamı Vehbi Koç‘un ticari yaşamına başladığı Han, Koç Vakfı tarafından müze yapılmak üzere restorasyon çalışmaları sürmektedir.

AUGUSTUS TAPINAĞI

Ulus‘ta ünlü Hacı Bayram-ı Veli Camii bitişiğindedir. MÖ 2 yy Friglerin ay tanrısı Men adına yapılmış ve sonradan yıkılmış bulunan tapınağın üzerine, Galat hükümdarı Amintos‘un oğlu Kral Pylamenes tarafından Roma İmparatoru Augustus için bir bağlılık nişanesi olarak inşa ettirilmiştir.

ROMA HAMAMI

Çankırı Caddesi‘nde üzerindedir. 3.yy‘da Septimus Severus‘un  oğlu Roma İmparatoru Caracalla;  sağlık tanrısı Asklepoin adına yaptırmıştır. 8.yy‘daki yangın sonunda yıkılmışsa da, onarılarak 5.yy‘da hamam olarak kullanılabilmiştir. 1937-1943 yılları arasında Türk Tarih Kurumu‘nca yapılan arkeolojik kazılarda soyunma, yıkanma, külhan bölümleri ve servis yolları ortaya çıkarılmıştır.

JULIANUS SÜTUNU

Bugün hükümet konağı önünde bulunan 14.5m. yüksekliğindeki sütunun Bizans İmparatoru Julien L‘apostat tarafından diktirildiği tahmin edilmektedir. Halk arasında Belkıs Minaresi olarak da bilinir. Ankara başkent olmadan önce bugünkü yerinden biraz aşağıda dikiliydi.

ALTINDAĞ (ESKİ ANKARA) KRONOLOJİ
M.Ö. 8.yy-7.yy     - Frigler
M.Ö. 7.yy-547     - Lidyalılar
M.Ö. 547-331      - Persler
M.Ö. 331-278      - Helenistik Dönem
M.Ö. 278-189      - Galatlar
M.Ö. 189-M.S.395 - Romalılar

Bizanslılar
Selçuklular
Haçlı Orduları
Danişmendliler
Selçuklular
Muhiddin Mesud
Rükneddin Süleyman
İlhanlılar
Bağımsız Ahi Yönetimi
Süleyman Paşa kenti Osmanlı topraklarına kattı (Özerklik)
Osmanlılara bağlandı
Ankara Savaşı
Anadolu Eyaleti‘nin Sancaklığı
Celali İsyanları
Mehmed Ali Paşa Orduları İşgal etti
Ankara Vilayet Merkezi yapıldı
Kıtlık
Demirıolu yapımı
Büyük Yangın
Türkiye Cumhuriyeti

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ

Ankara Kalesi‘nin güneydoğusundaki iki Osmanlı yapısında yer alır .Bu yapılardan biri Mahmut Paşa bedesteni, Diğeri Kurşunlu Han‘dır. Müzedeki sergileme Anadolu Kronolojisine göre seçilmiştir. Bunlar Paleolotik, Neolotik, Kalkolotik,Eski Tunç, Asur, Hitit, Frig, Urartu,Geç-Hitit uygarlıklarıdır.

Altındağ‘daki Anadolu  Medeniyetleri Müzesi,Paris Louure, Londra British Museum‘dan sonra dünanın en önemli üçüncü arkeoloji müzesidir.

ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Ankara‘nın başkent oluşundan sonraki ilk müzesidir. Müze giriş şeref holü,giyim salonu, işlemler salonu,dokumalar salonu,madeni eserler salonu,Ankara evi,koridor, tekke eşyaları salonu,Besim Atalay salonu,Yazma Eserler Salonu, Ahşap Eserler  Salonu bölümlerinden oluşmaktadır. Atatürk‘ün Naaaşı Anıtkabire nakledilmeden önce 15 yıl süreyle bu müzede kalmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (KURTULUŞ SAVAŞI) MÜZESİ

1615 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin kulüp binası olarak kullanılmıştır.23 Nisan 1920-15 Ekim 1924 tarihleri arasında 1. TBMM olarak işlevini sürdürmüştür. 23 Nisan 1961 yılında Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak halka açılmıştır. Müze Kurtuluş Savaşı‘nda kullanılmış sade, gösterişsiz  eşyalarla doludur. Bunların maddi değerleri olmasada manevi değerleri çok yüksektir. Müze; Koridor, Riyaset Divanı odası, Şer‘iye Encümen  Odası ve Dinlenme Odası bölümlerinden oluşmaktadır.

CUMHURİYET MÜZESİ

2. TBMM Binasıdır. 1923 yılında inşa edilmiştir. 27 Mayıs 1960‘a kadar TBMM binası işlevi sürdürmüştür.

30 Ekim 1981 tarihinde Cumhuriyet Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Türkiye‘nin ekonomik , siyasi, askeri, sosyal ve kültürel olayları kronolojik olarak  eşya, belge, fotoğraf, maket ve grafiklerle sergilenmektedir.

DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

1980 yılında restore edilerek hizmete girmiştir. 5 yıl gibi kısa bir sürede çağdaş müzeciliğin gerektirdiği tüm fonksiyonları içerir duruma gelmiştir. Müze, resim ve heıkel  sanatçılarımızın en seçkin eserlerinin teşhir edildiği bir sanat merkezi niteliğindedir. Ayrıca sanatçıların çalışabildiği  resim, heıkel ve seramik atölyeleri bulunmaktadır.

DEMİRYOLARI MÜZESİ

Ankara Gar‘ında bulunan DDY Müzesinde tren maketleri ve çeşitli yedek parçalar ile demirıolları tarihinde bir gezinti yapılabilir. Ayrıca Atatürk‘ün bir kaldığı oda ve kullandığı eşyalarıda görmek mümkün.

Altındağ‘da ayrıca 100.yıl Spor Tarihi Müzesi ve Ziraat Bankası müzeleri de bulunmaktadır.

Ayrıca Altındağ‘da Yer Alan Parklar için bkz.,

http://www.altindag-bld.gov.tr/menu.asp?kategori=parklar